İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz ve kullanıcı deneyiminizi geliştirebilmek için çerezler (cookie) kullanmaktayız. Çerez kullanılmasını tercih etmezseniz tarayıcınızın ayarlarından çerezleri silebilir ya da engelleyebilirsiniz. Konuya ilişkin detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Ben liderlerin dünyayı değiştirebileceğine inanıyorum.

Başarıyı en iyi elemanlarla, iyi sistemlerle ve baskı altında sakin kalarak, tüm ekibe ümit vererek ve teşvik ederek sağlayan bir liderdi. Bu gün ise tüm enerjisini toplumda gençlere örnek olabilecek ve doğal çevre duyarlılığı konusunda fark yaratabilecek çalışmalara katkı sağlamak için harcıyor. Bir hobi olarak başladığı fakat sektörde aranan ve bilinen bir marka haline gelen Selendi Şarapları’nı da her zamanki gibi yaptığının "en iyisini yap" felsefesiyle üreterek şarap severlere sunuyor… 

WWF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Akın Öngör, MY Executive Newsletter’in bu özel sayısının konuğu oldu. Kendisi ile keyifle okuyacağınız bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bugün birçok şirkette "Liderlik Yönetimi", "Liderlik Gelişimi" projelerinin yürütüldüğünü görüyoruz. Sizin yıllar önce Garanti Bankası’nda "Liderlik ve Değişim "konusunda aldığınız başarılı sonuçlar Harvard Üniversitesi’nde örnek olay olarak okutuluyor. Şirketlerdeki bu süreci yürüten yöneticilere deneyimlerinizden aktarmanızı istesek…

Türkiye’de bugünlerde değişmeye başladığını gözlemlediğimiz "Lider" kavramı ile ilgili anlayış geçmişte çok farklıydı. Lider dendiği zaman siyasal partilerin en tepesinde oturan kişi veya bir kurumun en tepesindeki CEO, Yönetim Kurulu Başkanı veya Genel Müdür akla gelirdi. Liderlik kavramından ise lider olarak belirtilen bu kişilerin gerçekleştirdiği örnekler anlaşılırdı.

Bizim Garanti Bankası’nda 1990’lı yılların başında başlattığımız çalışmalar ise tamamen bundan çok farklı bir konsept üstüne oturuyordu.

Ben liderlerin dünyayı değiştirebileceğine inanıyorum. İyi ve kötü anlamda bunun örnekleri var. Liderler sadece mevcut durumu idare etmezler, gerçekten önderlik edip, çok büyük değişimleri ve farklılıkları yaratabilirler.

Liderlik, sadece tepe yönetimde yer alanların değil herkesin kendi işinin lideri olması anlamına geliyor. Garanti Bankası’nın farklı noktalara gelmesi de ekiplerdeki her bir kişinin liderliği sonucunda gerçekleşmiştir.  

Nasıl olacak bu? Liderliği geliştirecek, besleyecek iklimi ve çalışma kültürünü yaratmanız gerekiyor. Aslında işin en zor olan kısmı da budur. Çünkü ülkenin genel kültürü; baskıcı, söz hakkı vermeyen, hatalara karşı toleransız, yetki delegasyonun çok az olduğu, küçüklükten itibaren sadece itaat etmeye yönelik, farklı görüşlerin cezalandırıldığı ve insana değer vermeyen özelliklere sahiptir.

Buna karşılık insana değer veren, ona yetki veren, onunla beraber takım halinde çalıştığını gösteren, hataları tolere eden, aynı hatayı tekrarlanmamak kaydıyla hoşgörüyle karşılayan, kişiyi yüreklendiren, başarıları paylaşan ve zorluklara hep beraber göğüs geren bir çalışma iklimi oluşturduğunuz zaman liderlerin yetişmesine çok elverişli bir zemin hazırlıyorsunuz. 

İşte bu ortamlardan ve yaklaşımlardan liderler çıkabiliyor. Sonuçta ortaya çıkan başarılar karşısında kendiniz bile şaşırabiliyorsunuz.

Garanti Bankası’nı dünyanın en iyi bankası seçtiler, başlangıçta bunun bizim için bir hayal olmadığını açık sözlülükle söylemekten çekinmiyorum. Bu başarı nasıl elde edildi? Binlerce kişi az önce belirttiğim iklim içerisinde yetişti ve serpildi. İklimi yaratmak hiç kolay olmadı fakat burada en tepedeki kişinin rolü çok etkiliydi. Çünkü bu yaklaşıma karşı çıkan üst ve orta yöneticiler vardı. Onlarla mücadele edip, yerine göre yumuşak gücünüzü bazen de sert tutumunuzu göstererek o kültürü ve iklimi oturtma çabasını sürdürmek lazım.

Gençlerin arasından müthiş liderler çıktı. Çünkü insanlara serpilme, yaratabilme, uygulayabilme, kendisini aşabilme fırsatı veriyorsanız, bir de onları eğitiyorsanız, kişiler  zaten çok daha başarı odaklı oluyorlar. 

En basit kişisel imaj konularından yönetim konularına kadar eğitim vererek ekiplerinizi  sürekli yetiştirmeniz gerekiyor. Eğitimlerin yanı sıra insanın en önemli unsur olduğuna gönülden inanmak, insana yatırım yapmak ve insanı üretim aracı olarak görmemek gerekiyor.  İnsan beyniyle dünyalar yaratabiliyor önemli olan onu seferber edebilmek.

Baskı altında işte uyum halinde çalışmak...

İnsanlar baskı altında yaratıcılıklarını kaybediyorlar. Bunu Davranış Bilimleri Enstitüsü’nün verdiği eğitimlerde çok iyi öğrendim.

Bir insana ne kadar baskı yaparsanız o sadece kendisine söyleneni yapıyor, ekmeğini, işini ve aşını korumaya çalışıyor. Ne kadar baskıdan uzaklaşırsanız, onu teşvikle yüreklendirerek motive ederseniz o çok daha yaratıcı oluyor ve iyi sonuçlara ulaşıyor. 

Tabii ki bu ortam her zaman kendi kontrolünüzde olmuyor. Kontrol dışı krizler söz konusu olabiliyor. Bu krizler de Türkiye’de sık oluyordu. Son sekiz on seneye baktığımızda 2002 yılından bu yana şiddetli bir krizden bahsetmek çok olası değil. Geçtiğimiz 2008 ve 2009 zor yıllardı fakat 2000 - 2002 dönemindeki krizlerle kıyaslanacak kadar değil.

Bu gibi krizlerde kurumun dışarıdan aldığı büyük darbeler sonucunda hem şirketin hem de çalışanların kimyası bozuluyor. Liderliğin önemli unsurlarından birisi de kendi hislerini, duygularını ve dürtülerini kontrollü bir şekilde yönetebilmek, ruh halini bozmadan insanlara sakin ve etkin kararlar alabilecek ortamları yaratabilmek.

Ekip çalışması aslında bireysel çalışmanın tam karşıtı değil; aynı şekilde bireysellik de ekip çalışmasına tamamen engel olan bir durum değil. Bireysel başarıya koşmak çok güzel fakat bunu aşırı bir noktaya götürüp de başkalarını dirsekleyerek ve onların sırtına basarak yükselmek kötü bir şey.

Benim ekip kavramından; kendisinde liderlik vasfı olan ve yıldız olabilecek insanların bir araya geldiği bir grubu anlıyorum. Başarıya susamış, başarıyı sağlamak isteyen, motivasyonu olan insanların yan yana gelerek yaptıkları bir ekip çalışmasının en güzel örneği Türk Milli basketbol takımıdır. Ben bugüne kadar Türkiye’de bundan daha güzel bir örnek görmedim.

"Sürdürülebilir Başarı" konusunda neler söylemek istersiniz?

Sürdürülebilirlilik deyince daha zor bir şeyden bahsediyoruz. Güçlü olduğunuz bir konumdan, kontrol edebildiğiniz ve yönlendirdiğiniz dönemden sonraya kalan dönemleri konuşuyoruz. Sonraki dönemler derken, öyle iki veya üç yıl sonraki kısa dönemleri değil iki haneli senelerden bahsediyorum.

Başarının sürdürülebilirliliğini sağlayabilmenin çok temel iki unsuru vardır. Birinci unsur çalışma kültürü ve değerlerdir.

Bu kültürü ve değerleri ortaya koyduğunuz zaman o değerleri herkesin benimseyip sahip çıkmasının çok önemli bir yanı var. Sonuçta o çalışma kültürünün içinde yeşermeye başlayacak olan bir sürü insan ortaya çıkıyor.

İkinci unsur da insandır. İnsan ile bahsetmek istediğim "en iyiler". Benden Sonra Devam kitabımın önsözünde Harvard’da Profesör olan Rosabeth Moss Kanter "İş hayatında doğru stratejilerle fırsatlar gelir fırsatlar geçer, para kazanabilirsiniz kaybedebilirsiniz, büyük başarılara imza atabilirsiniz fakat sürdürülebilirliliğin temeli bunlardan çok daha önemli olarak ortaya koyduğunuz değerlerdir" diyor.  Burada "Değer" ile belirtmek istediği çalışma kültürüdür. İkinci söylediğim insan derken de hiçbir kompleks sahibi olmayan, kendinizden de iyi adamları yanınıza alıp yetiştirebilecek kadar açık olabilmeniz. Neden bunu yapmıyorlar, çünkü kendilerine tehdit olarak görüyorlar.

Ben Garanti Bankası’nda genel müdürüm ve en güçlü noktadayım. Bana tehdit olmasın, ben on beş yirmi yıl daha bu koltukta oturayım, ne yapacaksam yapayım gibi bir anlayış bana çok ters geliyor. Bizim Garanti Bankası’ndaki uygulamamızda kararlarımızı her zaman  yuvarlak bir masanın etrafında kalabalık ekip toplantılarında aldık. Bazen benim görüşlerimin tersine kararlar da alınsa sonuçta başarı hep geldi. 

Bir deneyimimi paylaşmak istiyorum...

Bir gün yine her zaman yaptığımız gibi kalabalık bir toplantı yapıyoruz.  Kredi kartlarında bir sıkıntımız var. Kredi kartlarının otomasyona geçmesi gerekiyor. Arkadaşların çoğunluğu bu geçiş için çok ısrar ediyorlar. Ekibimizdeki Hüsnü Eren Türkiye’deki en iyi teknoloji yöneticilerinden biri olup müthiş bir adamdı. Hüsnü’ye "sen ne diyorsun?" diye sordum. Genelde çok az konuşan bir kişidir. Sadece "bu süreçlerle mi ?"diye yanıt verdiğini dün gibi  hatırlıyorum. Toplantıda başka bir konuya geçildi. Daha sonra Hüsnü’yü çağırdım. Sorusuyla ne demek istediğini anlatmasını istedim. Süreçlerde çok fazla tekrar ve yanlışlar olduğunu,  otomasyona da bu yapı ile geçersek verimsizliklerle geçiş yapmış olacağımızı açıkladı. Sonra da "biz Avrupa’da en iyi banka bu şekilde mi olacağız?" diyerek bütün süreçleri gözden geçirerek tamamen bir yeniden yapılandırma yapmamız gerektiğini belirtti. Bu basit bir proje değildi. On binlerce süreç söz konusuydu. Zordu, fakat sonuçta karar verdik ve proje başlatıldı. O masanın etrafında Hüsnü’nün uyarısına fırsat vermeyip, ona kıymet vermeseydim, onun bu çok değerli görüşünü dikkate almasaydım yaşama geçirilen sistem geliştirme projesi ile bankada sağlanan % 58’lik verim hiçbir zaman gerçekleşemeyecekti. 

Yöneticilere tavsiyelerim…

Kendi kurumlarının ortaya koyduğu başarıları veya örnekleri o kurumla sınırlı düşünmemeleri ve içinde bulundukları sektör veya diğer sektörler, toplum,  ülkemiz dışında da örnek olabilecek etkide düşünmeleri gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Ancak bu şekilde başarılara imza atılabiliyor. Gençler bu modellerden yüreklenebiliyor ve çok daha iyisini yapabiliyorlar. Yeter ki bu dinamizmi, yaratıcılığı başkalarını yüreklendirebilecek etkide ve büyüklükte yapabilsinler. Gençler kendi konularının lideri olmalılar ve her şeyi başkalarından beklemeliler.

Başarılı ve parlak kariyer sürecinizin ardından 55 yaşındayken 2003 yılında emekli olup tüm enerjinizi sivil toplum faaliyetlerine yöneltmeniz, bu çok önemli bir duyarlılık. Neler söylemek istersiniz bize?

Türkiye de çok kıymetli insanlar ve değerler yetişiyor. Bu değerlerin bir kısmı maddi olanaklara ulaşamıyor ve kendilerine serbest zaman ayıramıyorlar. Bir kısmı da hem maddi olanaklara sahip oluyor hem de yeteneklerini seferber edebiliyor. Ben bir birey olarak, yaşam felsefemi hiçbir zaman yaşamımı sadece çok para kazanıp daha çok güce ulaşmak şeklinde tanımlamadım. Gençlere örnek olmaya, doğal çevre duyarlılığı konusunda fark yaratabilecek yeteneklerimi geliştirmeye çalışıyorum. Bunu da yapma fırsatımın olduğunu düşünüyorum. Çünkü aktif profesyonel yaşamdan ayrıldığım zaman pasif bir yaşam şeklini hiç düşünmedim. Sağlık, eğitim, çevre bilinci vb. konularda toplumda farkındalık yaratacak projelere ihtiyaç var.  Ben bunlara katkıda bulunabilirim diye düşündüm ve hiçbir karşılık beklemeksizin gönüllü olarak bu alanlara doğru yöneldim. Eğitimin ve kadın erkek fırsat eşitliliği konularının çok önemli olduğunu inanıyorum. Genç kızların eğitim alarak hayatta ayaklarının üzerinde durmaları ve aile yaşamlarında ekonomik bağımsızlıklarına güvenerek dengeli ilişkiler kurmaları gerekiyor. 

Diğer bir konu da yaşamın sürdürülebilir olması için yaşam biçimimizin ve doğa ile ilişkimizin değişmesinin gerekliliğidir. Ben bu konularda çok aktif çaba göstermeye çalışıyorum. Başarılı bir profesyonel iş deneyiminden sonra kendi yaşam kalitemi sürdürebilecek maddi birikimi sağlamış, kafası çalışan, enerjisi yerinde olan sağlıklı bir birey olarak bunun bir görev olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde bunun da gençlere örnek olmasını istiyorum.

Biz bir okul yaptık ve okulu yaparken de yine gençlere örnek olacağını düşündük. Türkiye’de çoğunluk bu tür şeyleri çok varlıklı olarak bilinen ailelerden bekliyor. Elini açıp, bekleme döneminin geçmişte kaldığını herkesin bir katkıda bulunabileceği algısının yerleşmesi gerektiğini ısrarla savunuyorum. Olanaklar kısıtlıysa başka insanlarla bir araya gelip bir şeyler yapmak için çaba gösterilmeli.

Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk geleneğinin başlamasına öncülük eden kişilerden birisisiniz.

Evet, çünkü o yıllar kurumların çok küçük parçalar halinde plansız şekilde bir şeylere katkı vermeye çalıştığı dönemlerdi. Hâlbuki toplumun ihtiyaçları çok büyük. Sivil toplum kuruluşlarının çok değişik alanlarda gelişip karar vericileri yönlendirmesi gerekiyordu. Ben genel müdür olduktan sonra iki konu vardı aklımda; bir tanesi üzerine yoğunlaşalım istedik. Sanat ve doğanın korunması konusunda Türkiye’de farkındalığın az olduğunu düşünerek 1992’den itibaren bu konuya çok destek verdik. Benden sonraki arkadaşlarda aynen devam ediyorlar.

Garanti Bankası Türkiye’de hiç örneği görülmemiş bir şekilde on sekiz yıldır kesintisiz İstanbul Jaz Festivaline aynı desteği devam ettiriyor. Bu Türkiye’nin göze alabileceğini düşündüğümüzün çok da ötesinde bir girişimdi ve kendisini ispat etti. Dünyadaki en büyük festivallerden biri oldu. Bu desteğin ayakta alkışlanacak bir yanı olduğunu düşünüyorum. 

Kurumların başarılarının bilânço rakamları, hissedarlarına verdikleri ve çalışanlarına  dağıtabildikleri ile sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyorum. Bir gün Rahmetli Ayhan Şahenk’e gittim ve Türkiye’de güzide üniversiteler olduğunu, ihtiyaçlarının çoğunu karşılayamadıklarını ve destek olmamız gerektiğini belirttim. "Biz vergimizi vermiyor muyuz ? "diye sorunca, vergimizi kanuni yükümlülüğümüz nedeniyle verdiğimizi fakat sosyal sorumluluğumuzun bu şekilde bitmediğini dile getirdim. Sonunda kendisi de ikna oldu. Bunu hiç kimse bilmez belki de her sene biz üniversitelere birer milyon dolarla destek olduk. ODTÜ’deki G binasını  biz yaptık. Bugün orada binlerce öğrenci okuyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde önce yurt yaptık, sonra konferans salonları, sanat ve kültür etkinliklerinin olduğu Garanti Kültür Merkezi’ni yaptık.

2000 yılında ise bir tutkunuzu gerçekleştirmek üzere yeni bir yola çıktığınızı biliyoruz. Bir hobi olarak başladığınız Selendi şaraplarının bugün pazarda bilinen ve aranılan Şato tipi  şarap olduğunu görüyoruz? " Biz milyonlarca şarap üretmiyoruz, ama az sayıda özenle üretiyoruz" sözünüz aslında her şeyi çok iyi ifade ediyor. Biz sizden de dinlemek isteriz …

Bir şey yapacaksanız en iyisini yapmanız gerekir. Şarap yapma konusunda biz kendi bağımızı kurduk. Fakat bunun en iyisini nasıl yapabiliriz üzerinde çok çalıştık. Selendi Şarapları bugün altı yılını geri bıraktı. Çok beğenilen, sevilerek içilen bir şarap oldu. Yatırımınızın geri dönüşünü de çok uzun bir zaman sonra alabiliyorsunuz. Şarap uzun süreli bir serüven ve tutku ile sevmeden yapılamayacak bir iş.

"Şato" tipi ilk Türk şarabı olan Selendi’yi sadece kendi bağlarımızdaki üzümü işleyerek yapıyoruz.  Bu özellikle ile birçok üreticiden farklı bir konuma geçiyorsunuz. Şarabın kalitesini belirleyen iklim, toprak, üzüm, bağın bakımı ve üretim süreci gibi unsurlardır. Biz bağlarımızın kuruluşundan, şarabın kadehlere girişine kadar olan tüm süreçlerde bu unsurlara hassasiyetle özen göstererek şarabımızı üretiyoruz. Şaraplarımızın organik sertifikaya sahiptir.

Kızım ve oğlum hobi olarak başlattığımız işi büyütmeye istekli olunca Selendi’nin hedeflerini de büyüttük. Yani bir Şaraphane yapıyoruz. Kızım New York Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler okudu. Devamında Fransız Mutfağı- Aşçılık eğitimi aldı. Halen Londra’da şarap yapımı ve şarap konusunda bir eğitime devam ediyor. Oğlum ise New York’ta pazarlama ve iletişim eğitimi aldı.  O da Selendi’nin bağ yönetimi  ve pazarlama konusundan sorumlu.

Şu an çok sınırlı olan üretimimizi üç, dört yılda 21 bin 50 şişeye çıkartacağız. Ama özenden hiçbir zaman ödün vermeyeceğiz. Son dönemde Türkiye’nin  şarap konusunda atağa geçmiş olduğunu görüyoruz. 10 sene sonra Türkiye’nin kaliteli, güzel şaraplarının yurtdışındaki pazarlarda kendilerine yer bulacağına, bunlardan birisinin de Selendi olacağına inanıyorum.

Selendi olarak kırmızı ve roze şarap üretiyoruz. İki üç sene sonra beyaz şarabımız da şarap severlerle buluşacak.

Bu çok keyifli bir yolculuk bizim için…

AKIN ÖNGÖR HAKKINDA

Y.Akın Öngör, Ankara Orta Doğu Teknik Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunudur. Kariyerine çeşitli sanayi firmalarında pazarlama yetkilisi olarak başlamıştır. Bankacılık sektörüne 1981 yılında üst düzey yönetici olarak katılmıştır.

1987 yılında Garanti Bankası’ndaki görevine Kurumsal ve Ticari Bankacılık Bölümü’nde, Pazarlama ve Dış İlişkiler’den sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak atanmıştır. 1991 – 2000 yılları arasında Garanti Bankası Genel Müdürü olarak görevini sürdürmüştür. 1999’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından üstün hizmet ödülü almıştır. 2002 yılına kadar Garanti Bankası yönetim kurulu murahhas üyesi, Garanti Bank International, Garanti Moskova, Garanti Sigorta ve Garanti Teknoloji’nin de Yönetim Kurulu Başkanlığı’nda bulunmuştur.

Profesyonel iş hayatından ayrıldıktan sonra Akhisar’da kurduğu bağlarında, 2000 yılında Selendi şarabını üretmeye başlamıştır. Pasifik okyanusu anılarını anlattığı "ia orana " ve  "Benden Sonra Devam" kitapları yayınlanmıştıır. Doğal Hayatı Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Propeller Club üyesidir.